Ana içeriğe atla

„Gerçeğin çölüne hoş geldiniz.”

Bizden korkuyorsunuz; değişimden korkuyorsunuz!

Merhaba sevgili insanlar. Gerçeğin kendisine hoş geldiniz! „Gerçeğin çölüne hoş geldiniz.” Matrix, transların hayatında önemli bir rol oynayan, içerdiği sembolik dil ile transların hayatını değiştiren bir film. 

Matrix filmi hakkında bugüne kadar binlerce farklı yoruma denk gelmiş olabilirsiniz. Ancak asıl gerçeği öğrenmek üzeresiniz.

Lilly Wachowski, Matrix’in bir trans alegorisi olduğunu onayladı. Kız kardeşi Lilly ile birlikte ilk üç filmi yazmış ve yönetmişti ancak 22 Aralık 2021’de çıkan yeni filmde yer almamayı seçti.

İki kız kardeş Hollywood'un en nüfuzlu film yapımcılarındandır ve Trilogy'nin (ilk üç film) çıkışından sonraki sürede trans olduklarını açıklamışlardır. Daha sonra Lilly, Matrix’in yapılmasının „orjinal amacı“nın trans bir anlatı olduğunu Netflix’e verdiği bir röportajda açıkladı: 

„Matrix tamamen dönüşüm arzusunu işleyen bir yapıttı ancak her şey üstü kapalı bir bakış açısıyla anlatıldı. Trans insanların bana gelip “bu filmler hayatımı kurtardı” demelerini ve bu filmlerin onlar için anlam ifade etmeleri hoşuma gidiyor. Tamamen hayal ürünü olan ve yaratıcılığa dayalı bilim-kurgu dünyasında imkansız gibi görünen bir dönüşüm fikrinin aslında gerçeğe dönüşmesi onlar için çok şey ifade ediyor. Bu yüzden çıktıkları yolculukta onlara umut olmaktan mutluluk duyuyorum.”

Queer eleştirmenler uzun süredir Matrix’i zaten trans perspektifinden yorumlamaktaydılar ancak Netflix, bu konuya yabancılar için bir X (Twitter) bilgiseli yaptı ve tüm metaforları burada topladı.

Ben size bilgiselini Türkçe özetlemeye çalışacağım. The Matrix hayranları yıllardır filmi trans bir mercekle tartışıyorlar. Teoriyi daha önce duyduysanız veya yeni öğrendiyseniz, işte filmin trans alegorisi hakkında kısa bir özet.

Öncelikle, isterseniz buna vahşi bir tesadüf diyebilirsiniz, ancak The Matrix'te ekranda gördüğünüz ilk ve son şeylerden birinin “Trans” kelimesi olduğunu belirtmekte fayda var. 

Neo'nun zihnindeki “kıymık” mı? Bu, birçok trans insan için, gerçek cinsiyet kimlikleriyle uyuşmayan bir cinsiyet olarak sosyalleşme deneyimine çok benzer.

- Yazar Andrea Long Chu, kitabında Matrix’teki sembolizmi yazdı: Thomas Anderson’ın iki hayatı, seçtiği Neo ismi. Neo’nun disforisi var, Matrix cinsiyet dikotomisi, ajanlar da transfobi.

"Uyandığında" Neo, tek bir kimlikten - ona makineler tarafından verilen bir isim olan Thomas A. Anderson - kendisi için şekillendirdiği - kendi seçtiği isim olan Neo - geçişine başlar.

- Eleştirmen Willow Catelyn: Neo’nun uyanması ve doğduğunda aldığı ismi reddetmesi transformasyonun başlangıcı olarak düşünülebilir. Ajan Smith Neo’ya doğuş ismi ile hitap etmek ve “Bay Anderson” demekte. Neo'nun filmin mirasıyla ilgili başlığında eski bir ismi (yani onun ölü ismini) yeni bir isim (kendi seçtiği isim) için reddetmesinin önemini yazıyor. İlginç değil mi, Ajan Smith'in, Rowan Üniversitesi'nde profesör olan Eleanor Lockhart'ın 2016'da yazdığı “bay”a ısrarlı bir vurgu yaparak, sadece ölü adı Bay Anderson olarak Neo'dan bahsetmesi. 

Ve sonra kırmızı hap, mavi hap bağlantısı var. Hap, kelimenin tam anlamıyla Neo'nun dünyayı olduğu gibi ve kimliğini tanımlamak ve kontrol etmek için inşa edilen sistemlere açılan kapısı olmakla kalmaz, aynı zamanda hormon tedavisi için uygun bir metafordur. Tavşan deliği daha derine iner. Chu'nun yazdığı gibi, yıllarca trans kadınlar 90'larda reçeteli östrojenin tam anlamıyla kırmızı hap olduğuna dikkat çekti.

- Andrea Long Chu: Bir de kırmızı hap meselesi var. Kırmızı hap, hormon terapisinin metaforudur. 90'larda Premarin östrojen hapı kırmızıydı.

Ayrıca orijinal olarak trans eril bir kişi olarak yazılmış olan Switch (Belinda McClory) karakteri de var. Lilly Wachowski'nin dediği gibi, onun ve Lana'nın ilk planı Switch'in gerçek dünyada bir erkek ve Matrix'te bir kadın olarak sunulmasıydı.

- Switch karakteri gerçek dünyada erkek, Matrix dünyasında ise kadındı. 

The Matrix'in trans temaları sadece olay örgüsünde yer almıyor, aynı zamanda filmin çığır açan efektlerinin bir trans deneyiminin görsel temsilini nasıl sunduğuna da bakabiliriz. Gösterilen sahnede mermi iki zamansallığı aynı anda veriyor gibi. Cinsiyet değiştirme ve bunun çoğul düzenlemelerini temsilen bir film efekti.

- Keegan, Wachowski'ler "Transgender'ı Algılamak" üzerine yazdığı kitabında The Matrix'in görsel estetiğinin "seyircilere birden fazla bedende yaşamanın nasıl bir his olduğunu öğrettiğini" anlatıyor. 

Mermi zamanına bakın: zamanı bölmek için bir teknik. Ya da Keegan'ın dediği gibi, mermi zamanı "aynı anda iki zamansallık hissi verir... cinsiyet geçişi deneyimi ve bunun zaman içindeki çoklu düzenlemeleriyle rezonans eden bir etki."

Wachowski kardeşler filmleri çekerken trans olarak dışarı çıkmasalar da, açıklama belgesinde Lilly, The Matrix'i çekerken “kim olamadığımı hissettiğim öfkenin alttan alta uğuldayan akıntısı” hakkında konuşuyor.

Bu da bizi yumurta kavramına getiriyor. Trans topluluğunda, “yumurta”, trans olduklarını henüz fark etmemiş bir trans kişi için kullanılan bir kelimedir. Vox eleştirmeninin Emily St. James yazdığı gibi, The Matrix “belki de şimdiye kadar yapılmış en yumurtalı filmdir.”

Bazıları, Lilly'nin The Matrix'teki trans temaları kabul etmesini “revizyonist” veya “yeniden bağlantı” olarak adlandırmak için acele etti. Ben de buna diyorum ki siz kim oluyorsunuz da sadece bir yaratıcıya değil, bir transa da kendi filmlerini çekerken akıllarında ne var ne yok diyorsun?

Matrix sonrası ortaya çıkan Wachowski kardeşler, hayranlarını filmografilerini trans bir mercekten yeniden gözden geçirmeye teşvik etmiş olsa da, onlar her zaman trans kadındı ve Matrix her zaman iki trans film yapımcısının bir filmi ve her zaman öyle olacak.

- Son sahne belki de Wachowski’lerin amacını en belli eden sahne: Ajan Smith’leri mağlup edip Matrix’e dönmek.

- Neo, Uçuşa geçip „Sistem hatasi” verdirtmeden önce: „Bizden korkuyorsunuz. Değişimden korkuyorsunuz” diyor.

- The Matrix'in son sahnesinde kamera „system failure” - "Sistem Arızası"na koddaki kelimelerine doğru zum yapar ve kamerada son kalan M ve F harfleri oluyor. Male ve Female olarak ikili cinsiyeti temsil etmekte.

Lilly ve Lana Wachowski bize tüm zamanların en etkili, kalıcı ve ünlü filmlerinden birini verdiler. The Matrix aracılığıyla, translara sınırların olmadığı sinematik bir dünya imkanı sağladılar. Her şeyin mümkün olduğu bir dünya.